Sana Giden Yollar Kapalı

Eğer bir kişiyi sürekli düşünüyorsanız ve buna engel olamıyorsanız nedeni o kişinin de sizi düşünmesidir….

 

Yine Ben Ey Sevgili

Ey Sevgili,

Yorgun bir nehir gibi çöreklenip diz çöktüm bir denizin kıyısına. Paslı bir demir gibi  kendi kendini zehirledi sözcüklerim .Bir yangından artakalan közden arınmış, kül yığınıyım şimdi.  Kuşların çırpınan kanatları  değiyor kalbime.. Tebessümünün gamzesi içinde kaybolup gidiyorum.. Martılar beyaz  yanık  kanatlarıyla  çırpınarak  uçuşuyor başımın üstünde: “Fırtınanın şiddeti ne olursa olsun,martı sevdiği denizden asla vazgeçmez.” aforizmasını mıh gibi beynime çakarcasına…

Saklambaç oynuyorsun  oysaların içinde  ve  keşkeler   artık anlamını yitirmiş.Çatallaşıyor dilim ,sensizlik yorgun bir nehrin yatağında bütün ümitsizlikleri fısıldıyor kulağıma…Ben seni  bir şafak yangınına su taşırken gördüm; saçlarının alevine tutunmuş  bir gölgeyi yakıyordun .    Ceylanlara, karanlıkta  gizli gizli yol gösterirken bir  ağacın dallarına gamzeli suretini asıyordun.

Ey Sevgili,

Bilir misin ,annesini kaybetmekten nasıl korkar bozkırın ayaz gecesinde dörtnala koşan tay? Bendeki seni kaybetme korkusu işte bu sevgili..Aşk en büyük çaresizliktir sevgili.Eos’un ihanetine uğrayan Ay tanrıçası Bendis’in çaresizliği damarlarımda bir serum gibi dolanıyor sevgili… Okumaya devam et Yine Ben Ey Sevgili

Aşkın Gözü Kördür

Çok bilinen bir hikâye ama ben yine de paylaşayım istedim sevgili.

Hani hep derler ya, “Aşkın gözü kördür.” diye ama hiç kimse nedenini bilmez… İşte hikâyesi sevgili:

Çok eski zamanlarda , dünyada insanoğlu yaratılmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez halde yeryüzünde dolanıyorlarmış. Bir gün, kendi aralarında oyun oynarken saflık ortaya bir fikir atmış:

“Yeni bir oyuna ne dersiniz? Hepsi bu yeni oyunu merak etmişler. Saflık oyunun kurallarını tek tek anlatmış ve oyun çok beğenilmiş.” Bu bildiğimiz saklambaç oyunuymuş .Çılgınlık her zaman olduğu gibi öne atlayarak:”Ben ebeyim, ben ebeyim.”demiş.  Çılgınlık bir ağaca yaslanmış , gözlerini yumarak saymaya başlamış: 1, 2, 3,4 5… çılgınlık saydıkça iyi huylar kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat, ayın boynuzuna asılmış;ihanet çöp yığınının içine girmiş; sevgi bulutların arasına kıvrılmış; yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söyleyip gidip  gölün dibine saklanmış. Tutku ise dünyanın merkezine çöreklenmiş. Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış…  Çılgınlık saymaya devam etmiş: “79, 80, 81…” Aşkın dışında bütün iyi huylar zaten o ana kadar saklanmışlar. Aşk, kararsız olduğu gibi nereye saklanacağını da bilmiyormuş.  Çılgınlık 95, 96, 97…’ye gelmiş ve 100’e vardığı anda aşk sıçrayıp güllerin arasına  saklanmış. Çılgınlık bağırmış: “Sağım, solum sobe.!”  Arkasını döndüğünde ilk önce tembelliği görmüş; tembellik saklanmaya bile üşendiği için  yakayı ilk o ele vermiş.  Sonra şefkati ayın boynuzunda görmüş ve ihaneti çöplerin arasında… Sevgiyi bulutların arasında; yalanı gölün dibinde ve tutkuyu dünyanın merkezinde buluvermiş… Biri hariç bütün arkadaşlarını birer birer bulmuş. Aşkı bulamayınca karamsarlığa kapılmış ,derken haset, aşk bulunamadığı için haset duyarak çılgınlığın kulağına fısıldamış:

“Aşk o güllerin arasında saklanıyor.” Çılgınlık çatal bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış… Taa ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Haykırıştan sonra, aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından kan sicim gibi iki gözünden akıyormuş. Çılgınlık, aşkı bulayım derken heyecandan aşkın gözlerini çatallı sopa ile kör etmiş. “Ne yaptım ben, Ne yaptım ben?” diye ağlamaya başlamış. Çılgınlık. “Seni kör ettim, nasıl onarabilirim?” diye aşka seslenmiş. Aşk cevap vermiş: ”Artık gözlerimi geri veremezsin ama benim için bir şey yapmak istersen bundan sonra benim kılavuzum ol…”demiş

İşte o günden beri aşkın gözü kördür ve  ÇILGINLIK her zaman aşkın yanındadır…

Suskun

Bazen uzaktan sevmek daha güzeIdir  sevgili. Uzaktan sevmek ne incitir ne de acıtır insanı sevgili.   Göremediğin ama  dalgalarının sesini duyduğun, varIığıyIa huzur buIduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir uzaktan sevmek sevgili. Evet,uzaktan sevmek en güzeIidir bazen sevgili .İçimdeki sevdaya ne “tek tarafIı” demeye diIim varıyor, ne de “karşıIıkIı” oIduğuna ispata ihtiyacım  var sevgili.. OnIarca hikâyem var anlatılmayı bekleyen ve yüzlerce kelimem var söylenmeyi bekleyen sevgili .. Anlayacağın boğazımda düğümIenmiş yüzlerce kelime …. Susuyorum konuşmam gereken yerde sevgili. AnIatacak çok şeyim oIsa da susuyorum sevgili..Aşk, konuşarak  sevgiliye ikna etmek değil, susarak onda kendini kaybetmektir sevgili..Ben susarak ve kendimi sende kaybederek mutlu oluyorum sevgili…

Uzak Kalmak İstiyorum

Uzak kalmak istiyorum  her şeyden, herkesten hatta yalnızlığımdan da uzak kalmak istiyorum sevgili.. Aradığım yeri anlatmaya zorlanıyorum. Yıldızları sönmeyen bir gökyüzü mesela sevgili. Denizlerin yine mavi suları olsun ama hayallerimi içine alıp yutmasınlar sevgili.Gökyüzünde  mavi bulutlar olsun ama sevdalara gölge düşürmesinler sevgili..Ağaçların dallarında kuşlar olsun ama ayrılık şarkıları söylemesinler sevgili..
Ağaçlar yine olsun ama  yaprakları solup dökülmesin sevgili..
Umutlarım  hep olsun ;bir de sen ol sevgili;  yalnızlığıma uzaktan ıslık çalan  sen…
Kanatlarında sevgi taşıyan kuşlar uçuşsun yüreğimde ..
Yağmurlar yağsın  susuzluktan çatlamış topraklara sevgili..
Sözün özü;beni boğan ,beni yoran düşüncelerden uzak kalmak istiyorum sevgili…

Seninki Bir Sevda Desene

66

Paylaştığın bu fotoğrafa arkadaşın:”Seninki bir sevda desene!”diye yazmış ve sen bunu onaylarcasına beğenmişsin..Ben de fotoğrafa  tıpkı Kürk Mantolu Madonna’daki Raif’in Maria Puder’in tablosuna baktığı gibi uzun uzun baktım.Benim çektiklerimin fazlasını yaşadığını ama yine  denizden vazgeçmeyen martı gibi sana her türlü acıyı yaşatandan vazgeçmediğini görüyorum.Aşkına ve sevgine saygı duyuyorum…Ben sadece senin mutlu olmanı istiyorum.

 

Dün Gece

Dün gece Kiraz Festivali etkinlikleri için sahile gittim.84 yılından bu yana hiç sarmıyor beni bu festival sevgili çünkü o alanda  gezindikçe bir yangının külü savrulur ve yapışır bedenime beni boğarcasına.Aynı yıkımları içimde tekrar tekrar yaşamamak için uzun yıllar gitmedim festival alanına..Yıllar sonra dün gece yine gittim .Her yer ana baba günüydü, mahşeri bir  kalabalık  vardı festival alnında. Gözlerim ayak parmaklarımda şuursuzca gezinirken sanki damarlarımda cam kırıkları dolaşıyordu sevgili.Etrafımdaki insanlar içimden geçenleri sezecek diye ürkek adamlarla turlarken   seni düşünüyor ve  bir yandan da sensiz geçen yılların muhasebesini yapıyordum sevgili.Her yıl tekrarlanan festival benim için ayrılık yıl dönümü anlamına geliyor sevgili.Onca geçen zamana rağmen duygularımda ve hislerimde hiçbir  değişiklik olmadı sevgili..Bir gün seninle buluşup tebessümüne şahit olma ümidi mütemadiyen içimi ısıtıyor sevgili..Ben seni sevdiğime hiç pişman olmadım sevgili..Sonuç olarak ben hâlâ bu ayrılığı hak etmediğimi düşünüyorum sevgili.Ben  hâlâ  senin beni sevebilme ihtimalini seviyorum sevgili.Aşk, hiçbir zaman pişman olmamaktır sevgili..

Öyle Yaşarım

Ey Sevgili!
Bilir misin ben nasıl yaşarım?
Göndermesen de bir selâm ,bir haber, unutulmadığımı ümit eder, öyle yaşarım.
Bildirmesen de sevdiğini, sevildiğimi  umar  öyle yaşarım.
Almasan da beni yanına, ben seni  hep gönlümde taşır , öyle yaşarım…Soğuk ayazında umutlarım ısıtır içimi, öyle yaşarım.Yağmurun ellerinden tutar,  sırılsıklam olup sana öyle koşarım. Seni düşündükçe vuslatı hayal ederek  ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşı ile yaşarım sevgili…

Al Sevgili

Bunca yıl  yüreğimde biriktirdiğim sevgimi  al senin olsun sevgili.Sabrım senin olsun,özlemlerim,aşkım senin olsun.
Dolunayın menekşelendiği  penceremde, her geçen gün özlemler boyadığım saksımdaki çiçeği de  al… O da senin olsun sevgili.  Yıllarca koruduğum, kirletmediğim , tertemiz duygularımı da  al senin olsun sevgili…Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlarımı, onları da al senin olsun sevgili..Ne arayıp  soruyorsun ne de bir selam gönderiyorsun.Bu bekleyiş beni çok yoruyor sevgili…

Ne Kötüdür

“Ne kötüdür, insanın aklı ile yüreği arasında çaresiz kalması sevgili..
Ne kötüdür,   an kadar yakın olduğunu zannedip aslında  bir asır kadar uzak olduğunu idrak etmek..
Ne kötüdür, insanın duygularını anlatamaması sevgili.
Ne kötüdür, “Ben.” deyip susup kalmak…
Ne kötüdür, “Sen” deyip ağlamaklı kalmak , yutkunmak, susmak, susmak ,susmak….”          Ne kötüdür,  mecbur kaldığınla hayat sürüp unutamadığınla ölmek………………………..                                                                                                                           Suskun bir ömür…

 

Bugün Yarından Daha Genciz

66

İnsanlar başlarından bir çok tuhaf olay geçtikten sonra yaşadıklarının farkına varırlar.Bu farkına varış bir kaybedişle başlar genelde. Hayat akıp giderken zaman zaman kalbimizin sesini dinlemek istesek de aklımız buna izin vermez…Korkak  olan aklımız kalbimizin sesini dinlememize sürekli mani olur. Aslında kalbimizde de ya incinirsem ya kırılırsam korkusu yüzünden sevmekten korkar.İşte bu korkular  yüzünden kalp  bir süre sonra aklın güdümüne girer.

İlk gençlik yıllarımızda kalbimiz aklımızı asla önemsemez. O yüzden çocukken sık sık aşık oluruz… İnsanoğlu yaşı ilerledikçe  aklı öne geçer ve bu yüzden hep aşkı öteler.  En basiti ,terk edilmenin acısını bildiğinden  aynı acıları yaşamamak için temkinli davranır o yüzden kalbin sesini dinlemez. …

Şu bir gerçektir ki  aklın gölgesindeki korkak bir kalp aşkı tadamaz .Aşksız bir hayat ise yağı tuzu olmayan yemek gibi çok yavandır.  Her şeyin bir bedeli olduğu gibi aşkın da bir bedeli vardır tabii ki!.Hem de ne bedel!Bence aşk hayat lokantasında yenen en kazık yemektir.O yüzden aşkın faturası da yüklüdür,ağırdır.

Toprağı kokluyorum sensin,taze bir yaz yağmuru gibi üstüne yağıp içine sızmak istiyorum…Durgun yeşil sulara düşüyor şavkın,kalbimde kuş telaşı bir yangın;yüreğim üşüyor sevgili…Bir incir yaprağı sarıyor seni,sen gamzeli kadın, kanayan gül dikenim….Serin söğüt gölgelerinden İstanbul esen sevgili. Sen ve ben aynı şeyleri düşünürken aynı şeylere üzülürken olmadı gitti; sonunda bitti sevgili…Gözlerim yanıyor, içim acıyor hasretinden ama hasretin seni bana getirmez ki …

Dokunma Kalsın

İçimde kalan şarkılarıma, ruhumdaki sönmeye yüz tutmuş ışığıma dokunma sevgili! Gözlerini gözlerimden kaçırabilirsin  ama ne olursun anılara dokunma sevgili! Yıldızları al bir yanına, sevdiğimiz şarkıları da  al …   Pencereme konan yusufçukları da al..Bana karanlığı bırak ama bana dokunma, beni bana bırak . Hadi kanatma ,hadi yıkma ,hadi dokunma kalsın gömleğimde kokun… Düşlerimi yakarak gitmen yetmez mi? …  Ne olur  o güzelim anılara dokunma..

Teşekkürler

Her şey çok güzel giderken ve  hayatı aşktan ibaret zannederken bir anda işler  ters gitmeye başlar.Aşk ansızın kapıyı kırar ve çeker gider… Tarifi zor acılar çöreklenir kalbimize, işte o andan itibaren  türkülerin yanık kısmı çalınır kulağımıza…     Aşk gidince geriye kocaman bir boşluk kalır. Zaman geçtikçe içimizdeki boşluk ince  bir sızıya dönüşür  . Bu süreçte aşkın ardından kalan kırıkları toplamaya uğraşırken öfke basar benliğimizi.    Agresif  oluruz. Etrafımızdaki eşi dostu hayrete düşürecek derecede kabalaşır, hırçınlaşırız, kalp kırıcı oluruz.Hayata küseriz,sevgiliye sitem ederiz…   Oysa olaylara farklı bir pencereden bakmayı denesek. Mesela: “Onca güzel an yaşadım, öyle mutlu oldum ki … Sen gidince çok yalnız  kaldım. Evet, bu yalnızlığı sevmedim ve şimdi üzülüyorum çünkü seni çok sevdim.… Keşke bana yüklediğin aşkı daha uzun bir zaman diliminde yaşasaydık. Birlikteliğimiz keşke daha uzun sürseydi . Beni çok mutlu ettiğin ömrümün  o en güzel günleri için sana çok teşekkürler sevgili.” diyebilsek. Daha güzel olmaz mı?

 

SULTANIM

Artık sustum ey sevgili.Aşk dediğin susmaktır ,aşk dediğin susup beklemektir ey sevgili!Beklemek   dünyanın en asil eylemidir sevgili… Aşk, vazgeçmektir ey sevgili!Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden hatta cümle cihandan vazgeçmektir sevgili…
Aşk, susmaktır ey sevgili!
Kalemin mürekkebinin kuruduğu zamanda, sözün bittiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.
Aşk dediğin susup beklemektir sevgili.
Suskun bir ömür…

Yanar sözlerim, bakma gözlerime.
Canımdan başka servetim yokken,
Canımdan geçmeye geldim.
Kabul et n’olur ey sultanım aşkınla yanmaya geldim.
Kabul et n’olur ey sultanım aşkınla yanmaya geldim.
Dağ, taş, toprak iken umman olmaya geldim.
Aşksız bi çareyken,
Kendimi bulmaya geldim…

14 Kasım

Kasım deyince:

Atamız bu ayda ebediyete göçtü.

“Yaşadığım en derin aşktın sen.” dediğim sevgili de bu ayda doğdu.

Eğitimin lokomotifi olan öğretmenlerimin günü de bu ayda kutlanıyor.

İlimizin kurtuluşu da kasım ayına denk geliyor. Kasım çok farklı duyguları en yoğun şekilde yaşadığım bir aydır sevgili .

Ayın ondördü gibi bir kız doğar 1964 14 Kasım’ında.Ben aşkı onda yaşadım…Tutkularım  onu sayesinde aklımı ele geçirdi.

O, kırılan umutlarımın lezzetli kederidir.Onun için yıllardır gönüllü kölelik yapıyorum sevdama…Susuyorum…

Sevmek,söylemek değildir.Alıp yüreğine koymaktır sevgili.Aşk,susmaktır ey sevgili …  14 Kasım doğum günün kutlu olsun sevgili.

Her kasımda Tevfik Fikret’in “Krizantem” şiirindeki “Krizantem içimde bir yaradır.” dizesini mırıldanırım..

KRİZANTEM’DEN

…………………………………..

Hep onun yâdigârıdır kederim;
Açılır sonbahar olunca ayân,
Krizantem içimde bir yaradır.

Tevfik Fikret

Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım;her nefesim her anım, sanadır canım…

Sükût

Kalbimdeki sevgi o kadar saf ki sevgili işte o yüzden yasımı isyansız tutuyorum .

Yüreğim  hüzünlerle sarmaş dolaş,  dilim ise lâl olmuş. Her şeye rağmen hislerimin içinde  nefret yok ,öfke yok zerre kin yok sevgili …Sadece sükût …Sükût ki artık bir uzvum gibi…Sükût ki ikramımdır … Sükûttan başka demir atacağım bir limanım da yok sevgili…

Hislerimle barışığım.

Mütemadiyen mırıldandığım dizeler:

Yok ağlatmaz asla beni bir gün ayrılık.

Pişmanlığım nefret olmaz, öfke olmaz.

Senden daha acı bir hasret bulunmaz.

Hasretinden prangalar eskiten gönlümün artık acılar hissetmesini istemiyorum sevgili .Yıllardır nefretsiz bir yas tutuyorum.Kalbimin temizliğine belge niteliğinde…

Nefrete düşmeden suskun kaldım ; acılarımı yüreğime  gömüp isyansız yaşadım Ben bir ömürdür  sevgi dolu kocaman bir kalp taşıyorum sevgili… Sükûtum ikramım  olsun sevgili.. Beni öyle güzel unutmuşsun ki sevgili  hatırlatmaya kıyamadım …

Bize arkadaşlık az, aşk ise fazla geldi.